Daha Güçlü Bağışıklık Sistemi İçin

Sağlıklı yemek seçimleri ve dengeli beslenmek, bağışıklık sisteminiz için yapabileceğiniz en iyi yatırımdır.

Sağlıklı Pişirme İçin Püf Noktalar

Yemek yaparken kullandığınız malzemeler kadar pişirme biçiminiz de besinlerden alacağınız faydaya ve lezzete etki eder.

Şekerin Gizli İsimleri

Enerji değeri olmasına rağmen, şekerin besleyici bir özelliği yoktur.

Her Soğuk Algınlığı Grip Midir?

Her Soğuk Algınlığı Grip Midir?

Yutkunma sırasında biraz boğazımız ağrımaya başlasa ve burnumuz aksa “aman grip oldum” diye etrafımıza adeta alarm veririz. Peki, her seferinde gerçekten de salgınlara neden olup yüzlerce insanın kaybına neden olan griple mi savaşıyoruz?

Soğuk Algınlığı Denilince!
  • Burun, boğaz, sinüsler ve üst hava yollarının enfeksiyonudur.
  • Havada asılı duran virüslerin solunması veya bu virüsleri taşıyan kişilerin kullanmış olduğu havlu, telefon gibi eşyaların ortak kullanılmasıyla bulaşır.
  • Altı yaşın altında olan çocuklar, sigara içenler, kronik hastalığı olanlar ve toplu ortamlarda bulunanlar daha fazla risk altındadır.
  • Virüsü taşıyanlar soğuk algınlığı bulguları başlamadan önce ve bulguları ortadan kalkana kadar bulaştırıcı olmaya devam ederler.
  • Hastalık sırasında bol su içmek, dinlenmek ve dengeli beslenmek gerekir.
Grip Denilince!
  • Soğuk algınlığına göre daha hızlı gelişir.
  • Bulguları soğuk algınlığına benzese de ateş 38-40 derecelere çıkabilir.
  • Kas ağrıları, terleme, aşırı yorgunluk, kuru öksürük ve bazen balgam olabilir.
  • Altmışbeş yaşın üzerinde olanlar, astım, böbrek ya da karaciğer hastalığı olanlar, şeker hastaları ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler gribe yakalandığında dikkatli olmalıdır.
  • Gribin ilerlemesi ile zatürre ve bronşit gelişebilir.
Nasıl tedavi olabilirim?

Soğuk algınlığı ve gribe virüsler neden olur. Antibiyotikler bakteriler üzerinde etkilidir, yani soğuk algınlığı ve gribe yol açan virüsler karşısında işe yaramazlar. Ancak virüs enfeksiyonunun üzerine bakteri bulaşması da olursa doktorunuz size antibiyotik verebilir.

Nasıl korunalım?

Öncelikle nezle olan kişi etrafındaki insanlara karşı duyarlı olmalı ve virüsleri etrafa bulaştırabileceğini bilmeli ve dikkatli davranmalı.

Virüsler en çok el ve solunum yoluyla vücuda girerler. Virüslerin vücuda giriş kapıları ağız, burun ve gözlerdir. Bu sebeple ellerini gün içerisinde sık sık yıkamalı, ağız, burun ve gözlerinle temas ettirmemelisin.

Çinko ve C vitamini gibi bazı vitamin ve mineraller bağışıklık sistemini güçlendirirler. Bu nedenle sağlıklı beslenmek hastalıklarla mücadelede önemlidir.

Çeşitli nedenlerden ötürü sağlıklı beslenemiyorsan vitamin ve mineral takviyesi alabilirsin.

Egzama ve Uygulanacak Bakım Yöntemleri

Egzama ve Uygulanacak Bakım Yöntemleri

Egzama toplumda en sık görülen hastalıklardan biridir ve derinin mikropsuz iltihabı (inflamasyon) ile seyreden bir deri hastalığıdır. Nedenleri ve tedavisi konusunda tıp dünyasında bir görüş birliği olduğu söylenemez ancak egzama pek çok farklı nedene karşı derinin verdiği bir tepki olarak düşünülebilir. Bunlar elle tutulabilir nedenler olabileceği gibi psikolojik nedenler de olabilir. Deterjanlar, sabunlar, giysiler, parfüm, makyaj malzemeleri ve metaller gibi günlük hayatta sıkça kullandığımız birçok madde cilde temas ederek kontakt dermatite neden olabilir. Bu maddeler bazen direkt olarak kendileri dermatite yani cilt iltihabına, bazen de allerjiye neden olarak iltihaba yol açar. Egzamayı tetikleyen nedenlerden biri de hava koşullarıdır. Havanın soğuk ve nem oranının düşük olması egzamayı alevlendirebilir. Atopik, alerjenlere yani allerji uyandırabilen maddelere karşı duyarlı demektir. Atopik egzama da allerijye yatkın kişilerde görülür. Atopik egzama türler arasında en sık görülenidir.

Atopik egzamada cilt kurudur, kaşıntılıdır, kızarık ve çatlamış görünmeye başlar. Bazılarında atopik egzama ciltte ufak adacıklar şeklinde olurken, diğerlerinde yaygın olarak kendini gösterebilir. Bu görüntü vücudun her yerinde olabilir ama en sık görülen atopik egzama bölgeler; dirseklerin iç tarafı, diz arkaları ve göz kapaklarıdır. Özellikle çocuklarda yüzde ve kafa derisinde olabilir. Bu döküntüler zaman içinde farklılıklar gösterir. Aralıklı olarak alevlenmeler görülebilir. Atopik egzama aile içinde birden fazla bireyde görülebilir ve bu ailelerde saman nezlesi ve astım da daha sık görülür. Atopik egzamanın tedavisinin en önemli kısımlarından biri etkenlerden uzak kalmaya çalışmaktır. Bu nedenle, atopik egzamanız varsa, bir günlük tutmanızda ve hayatınıza giren yeni maddeleri not etmenizde fayda var. Yeni kullanmaya başladığınız sabunları, deterjanları ve yiyecekleri not edip egzamayı azdırıp azdırmadığını belirlemeniz hayatınızı kolaylaştıracaktır. Stres de egzamanın tetikleyicilerindendir. Bunun dışında atopik egzamada rahatlatıcı tedbirleri almak gerekir.

Atopik egzamada nemlendirici tedavi çok önemlidir. Ciltteki kaşıntının en sık nedeni cildin kurumasıdır. Bu nedenle sağlıklı ciltte ve özellikle egzamada cildin nemli tutulması gereklidir. Farklı nemlendiriciler farklı oranlarda yağ içerirler. Yağ içeriği yüksek olan kremleri daha kuru ciltlerde kullanmak doğrudur. Parfüm içermeyen kremler alerjik ciltler için daha doğru seçeneklerdir. Satın almadan önce sizin için en doğru kremi seçmek önemlidir. Bu bazen denemeleri gerektirebilir. Bu nedenle bir krem satın almadan önce eczacınızdan deneme formlarını talep edebilir ve kendiniz için en doğru ve en iyi olan kremi seçebilirsiniz. En pahalı krem en iyi krem demek değildir. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Gün içinde en az iki kere nemlendirici sürmek ve ortaya çıkan lezyonları yumuşatmak gereklidir. Sabah ve gece yatmadan önce nemlendirici kullanmalısınız. Gece yatmadan önce bu kremleri sürmek gece uykusunun da daha kaliteli olmasını sağlayacaktır. Kaşıntının nemlendiricilerle önlenmesi lezyonların daha da kötüye gitmemesi açısından da önem taşır. Egzama alanlarının kaşınması cildin bütünlüğünün daha da bozulmasına yol açabilir. Bu çatlaklardan mikropların bulaşması bölgenin enfekte olmasına ve şikayetlerin artmasına neden olabilir. Bu nedenle egzama etrafında kızarıklığın genişlemesi, ağrının ve ısının artması, akıntının olması ve kokulu hale gelmesi mikrobik bir iltihabın belirtisi olabilir. Bu durumların gelişmesi halinde mutlaka doktorunuz ile görüşmelisiniz.

Yukarıda bahsettiklerim evde alabileceğiniz tedbirlerdir. Eğer bu tedbirlere rağmen rahatlama olmazsa ve lezyonlarınızda bir değişiklik fark ettiyseniz mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.

Mevsim Dönümlerinde Hastalık Riskleri

Mevsim Dönümlerinde Hastalık Riskleri

İnsanoğlunun binlerce yıldır neslinin tükenmemesinin belki de en önemli nedeni zekasından önce vücudunun adaptasyon yeteneğidir. Henüz ısınmayı, serinlemeyi icat ettiği modern cihazlarla sağlayamadığı günlerde bile vücudunun sahip olduğu adaptasyon yeteneği ile hayatta kalabilmiştir. Bulunduğumuz coğrafyaya göre mevsim dönümleri yavaş veya hızlı geçişli olabilir. Bizler her ne kadar bu geçişlere adapte olabilsek de geçişler sırasında hastalıklara eğilimimiz artabilir. Çoğu hayatımızı tehdit etmeyen hastalıklar olsa da hayat kalitemizi düşürür ve bizi bir süre için işimizden alıkoyabilir. Bir yılın 365 gününü sağlıkla yaşamamıza engel olabilir.

Sonbahar dönemi özellikle soğuk algınlıkları ve grip için oldukça riskli bir dönemdir. Bunun altında yatan nedenin, soğuk havalarda vücudun savunma sisteminin yetersiz kalması olduğu düşünülse de bunu bilimsel olarak ikna edici düzeyde gösterebilmiş değiliz. Muhtemelen bu hastalıkların soğuk havalarda yaygın olmasının nedeni, daha fazla kapalı ortamda bulunmamız ve mikroplarımızı birbirimize aksırık, hapşırık ve temas yolu ile daha kolay bulaştırmamız. Bu nedenle bu dönemde kendimizi korumamız çok önemlidir. Bu riski azaltmak açısından elleri sık yıkamak gereklidir. Bunun yanı sıra solunum yolu enfeksiyonlarından ve gripten sorumlu virüsler vücudumuza ağız, burun ve kulak gibi boşluklardan girdiği için mümkün olduğu kadar ellerimizi yıkamadan yüzümüze ve ağzımıza vb yerlere sürmekten kaçınmak gereklidir. Bu dönemde akut bronşit dediğimiz solunum yollarının daha alt seviyelerdeki enfeksiyonu da daha sık görülür. Bu hastalıkta hem virüsler hem de bakteriler söz konusu olabilir. Kronik bronşiti olanlar, KOAH’ı olanlar, bebekler ve çocuklarda bu tip enfeksiyonların görülme ihtimali daha yüksektir. Sıklıkla grip benzeri belirtiler eşlik eder, bazı durumlarda ateş de ortaya çıkar. Ateşin olması hastaneye gidilmesi gerektiğinin bir işaretidir.

Mevsim dönümlerinde sıklaşmaya başlayan bir diğer grup hastalık da alerjilerdir. İster alerjik astım ister alerjik deri hastalıklarında olsun, alerjiye neden olan maddelerden uzak durmak önemlidir. Ayrıca cildimizin mevsim değişiminden ve özellikle soğuktan etkilendiği bu dönemde cilt bakımına özen göstermek önemlidir. Banyo sonrası cildi nemli tutmak ve özellikle dirsek, diz gibi bölgelerin bakımını yapmak sizin bu mevsim dönümünü daha rahat geçirmenizi sağlayabilir.

Yazın enerjisi sonbahara doğru değişirken dünyada adeta her şey solmaya ve enerjisini kaybetmeye başlar. Özellikle gün ışığı süresinin azalması ile beraber kişisel enerjide düşme ve depresyon eğilimi gelişebilir. Bir de hayattaki stres yüksek ise depresyon eğilimi artabilir. Bunun altında yatan neden “Melatonin dediğimiz hormonun karanlıkta daha fazla salınması mıdır?” sorusunun cevabını ancak bilimsel çalışmalar verecek fakat kendimize bir hobi bulmak ve beynimizi farklı yollarda çalıştırmak depresyondan korunmak için etkin bir yöntem olabilir.

Mevsim dönümlerinde risk altında olduğumuz hastalıkların pençesinden kurtulmak için beslenmeye özen göstermek gerekir. Gün içinde enerjimizi düşürmemek ve bağışıklık sistemimizi ayakta tutmak için sağlıklı beslenmeye dikkat edilmelidir. Kahvaltıda gün içinde enerjimizi ayakta tutacak yiyecek ve içecekleri tercih etmek önemlidir. Özellikle basit şeker içeren yiyecek ve içeceklerin kan şekerini hızla yükseltip hızla düşüreceğini bildiğimizden kahvaltıda kompleks karbohidrat içeren, protein oranı yüksek yiyecekleri tüketmek önem taşır. Suyu bol tüketmek de çok önemlidir. Gün içinde vücudumuzdaki su miktarını koruyarak kendimizi hastalıklara karşı daha dirençli hale getirebiliriz. Bağışıklık sistemini güçlü hale getiren vitaminleri yeteri kadar aldığınızdan emin olun. Grip aşısı olmamız gerekli ise bu girişimi atlamamak gerektiğini bir yere not edin.

Mevsim Dönümünde Bağışıklık Sisteminin Güçlendirilmesi

Mevsim Dönümünde Bağışıklık Sisteminin Güçlendirilmesi

Enfeksiyon hastalıklarının ilk aşaması mikroorganizmanın vücudumuza girmesidir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda mikrobun ve etkilerinin ortadan kaldırılması için bağışıklık sistemimiz aktive olur. Hastalığın ortaya çıkan belirtilerinden birkaçı da aslında bu savaşın neden olduğu durumlardır. Bağışıklık sistemimiz bu mikrobu aşılanma durumlarında olduğu gibi daha önceden tanıdıysa veya hafızasına kazıdıysa mikrop hastalığa neden olmadan ortadan kaldırılır. Bu daha sık olan bir durumdur çünkü gün içinde onlarca mikrop ile karşılaşırız ve pek çoğunu bağışıklık sistemimiz yok eder. Bağışıklık sistemimizin güçlü olması için alınması gereken önlemler sağlıklı hayat için her zaman söylediğimiz kurallardır.

Bunlardan birincisi sağlıklı beslenmedir. Çok karışık anlatmaya gerek yok. En basiti günde en az beş porsiyon meyve ve/veya sebze yemek, mümkün olduğu kadar farklı renklerde yiyecekler seçerek yemek masanızı oluşturmak en iyi seçimdir. Doğru beslenmediğimiz takdirde çinko, selenyum, demir, folik asit ve diğer A, B, C ve E vitaminlerinden az yararlanmak bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilir. C vitamini konusunda özellikle bugünlerde daha fazla duyulan bilgileri de güncellemekte fayda var. Bağışıklık sisteminin düzgün çalışması için C vitaminine ihtiyacınız var, fakat vücudumuzun kendisi maalesef C vitamini üretemiyor. Yani dışardan alınan C vitaminine ihtiyacı var. Gerekli olan miktarı sıklıkla yiyeceklerle alabiliyoruz. Bu nedenle sağlıklı besleniyor olmak çok önemli. 

Bu durumda kimler C vitamini açısından desteğe ihtiyaç duyar? Herkes C vitamini alarak grip gibi enfeksiyonlardan korur mu? Günde ne kadar C vitamini almak gerekli? Bunlar ve benzeri soruların cevapları bilimsel çalışmalarla verilmeye başlandı. Son yıllarda yapılan bir çalışmada C vitamini takviyesinin soğuk algınlığındaki etkileri araştırıldı. Toplamda 11.000’den fazla kişinin verisinin yer aldığı ve 29 çalışmanın verilerinin bir araya getirilerek yapıldığı analizde; C vitamini takviyesinin, kısa süreli yüksek enerjili egzersiz yapanlar için yararlı olabileceği belirtildi. Genel toplumda bu oran tespit edilmedi. Ama ilgi çekici bir bulgu daha vardı. Genel toplumda ise günde 200 mg’dan fazla düzenli C vitamini takviyesi alanlarda soğuk algınlığı semptomlarının ortalama %8 daha kısa sürdüğü görüldü. Çocuklarda ise bu oran daha yüksekti ve neredeyse 2 katı idi (%14). Bu bilgiler ışığında karar vermek en doğrusu gibi görünüyor. Beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirin, kötü ise bu alışkanlığınızı düzeltmeye engel bir durum olup olmadığını düşünün, çalışma temponuzu ve iklim koşullarını değerlendirin ve gereğinde doktorunuzla görüşerek karar verin.

Beslenme dışında uyku da elbette çok önemli. Erişkinler için günde 7-9 saat uyumak gerekli. Aksi halde bağışıklık sistemi zayıflamaya başlayabilir ve hastalıklara eğilimli hale gelebiliriz. Solunum sistemi enfeksiyonları da bu hastalıklar listesinin başında yer alıyor. Uykunun yanı sıra günlük egzersiz de sadece kaslarımızı değil, bağışıklık sistemimizi de daha güçlü kılar. Sadece çok ağır egzersizin bağışıklık sistemini zayıflattığını söylemek gerekli. 

Soğukta enfeksiyonların salgın haline gelmesinin altında yatan en önemli neden, insanların soğukta daha fazla kapalı yerlerde toplanmaları ve virüslerin kolaylıkla yayılmasıdır. Bu nedenle bağışıklık sisteminin güçlendirmek adına değil ama kendinizi korumak adına ellerinizi sık sık yıkayın ve özellikle dışarda ellerinizi ağzınıza, yüzünüze temas ettirmeyin.

D Vitamini Hakkında Bilmeniz Gereken 9 Bilgi

D Vitamini Hakkında Bilmeniz Gereken 9 Bilgi

1. En önemli D vitamini kaynağı güneştir. Vücudumuz güneş ışığını kullanarak D vitaminini sentezler. Besinlerle alınması zordur çünkü çok az besinde D vitamini bulunur. Ayrıca D vitaminin vücudumuzda aktif hale gelmesi için cildimizin güneş ışınları ile temas etmesi gerekiyor.

2. Günlük alınması gereken D vitamini miktarı 800 - 1000 ünitedir. Yeterli D vitamininin alınması için günde 15 dakika yüz, kol ve ellerin güneş ışığını alması gerekir.

3. Türkiye güneşli bir ülke olmasına rağmen ülkemizde 20 yaş üzeri her 10 kişiden 9’unda D vitaminin yetersiz düzeyde olduğu görülmektedir.

4. D vitamini kalsiyum emiliminde önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle güçlü kemikler için D vitaminine ihtiyaç duyarız. D vitamini kemik erimesine (tıbbi adıyla osteoporoz) karşı da koruma sağlamaktadır.

5. Ayrıca, D vitamini kasların hareket edebilmesine ve sinirlerin beyinden vücudun diğer bölümlerine mesaj taşıyabilmesine yardımcı olur. Bağışıklık sistemimiz bakteri ve virüslerle savaşmak için D vitaminine ihtiyaç duyar.

6. Son dönemde yapılan bilimsel çalışmalarda, D vitamininin hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi kronik hastalıklara karşı koruma sağladığına yönelik bulgular yer almaktadır.

7. D vitamini vücudumuzda çok önemli görevler üstlenmektedir. Bu nedenle, özellikle yeterince güneş alamıyorsanız, D vitamini takviyesine ihtiyaç duyabilirsiniz.

8. Ancak D vitamininin fazlası vücudunuza zarar verebilir. Bu nedenle D vitamini takviyesi almadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

9. D vitamini daha çok deniz ürünlerinde bulunur. İşte D vitamini zengini besinler:
  • Somon (deniz)
  • Çipura (çiftlik)
  • Hamsi
  • Sardalya (konserve)
  • Ton balığı (konserve)
  • Kahvaltılık margarin (sürülebilir)
  • Taze kaşar
  • Yumurta sarısı

Kış Aylarında Cildimizi Kurutan 6 Şey

Kış Aylarında Cildimizi Kurutan 6 Şey

Kış aylarında hemen herkesin yaşadığı bu sorun, doğru bakım yapılmadığında daha ciddi cilt problemlerine sebep olabiliyor. Peki, cildin kurumasına yol açan sık yapılan hatalar neler biliyor musunuz?

1. Yeterince su içmemek

Yazın nasıl terleyerek su kaybediyorsak, kışın da soğuk hava cildimizdeki nemin kaybına sebep olur. Bu yüzden cildimize ekstra nem takviyesi yapmamız gerekir. Su, cildimizin temel nem kaynağıdır. Cildimizin nemini koruması için günde en az 8 bardak su içmek gerekir. Su içmeyi ihmal edenlerdenseniz diyetinizde salatalık, kabak, kereviz, limon, portakal gibi bol su içeren gıdalardan tüketmeye özen göstermelisiniz. Böylece cildinizin nem dengesine içerden destek olmuş olursunuz.

2. Çok sıcak suyla duş almak

Sıcak su hızla buharlaştığı için cildinizdeki nemi de alır götürür. Bu yüzden yüzünüzü yıkarken ya da duş alırken çok sıcak su kullanmaya dikkat edin. Ayrıca bulaşık yıkarken ya da temizlik yaparken bulaşık eldiveni giymeyi de ihmal etmeyin.

3. Doğru nemlendirici kullanmamak

Kuru cilt denince ilk akla gelenlerden biri nemlendirici kullanmak kuşkusuz. Fakat, herhangi bir bakım ürünü cildinizi nemlendirmeye yetmeyebilir. Doğru nemlendirilmemiş bir ciltte daha sonra egzama gibi cilt hastalıkları meydana gelebilir. Bu yüzden cilt tipinize uygun nemlendirici kullanmanız önemli. Nemlendiriciyi ihtiyaç oldukça gün içinde uygulamaya devam edin. Yüzünüzü, vücudunuzu nemlendirirken dudak, dirsek, diz ve topuğu da unutmayın. Özellikle kışın spor yapanların diz ve dirsekleri çabuk tahriş olduğundan bu bölgeleri nemlendirmeye dikkat etmeleri gerekir.

4. Yanlış temizleyici kullanmak

Cildinizi temiz tutmanız elbette önemli fakat temizlemek için kullandığınız ürünlerin sabun içermemesine ve nemlendirici özelliğinin olmasına dikkat edin. Kullandığınız tonik, makyaj temizleyicisi gibi kozmetik ürünlerin yüzünüzün nem dengesini bozmayacak ürünler olduğundan emin olun. Cildinizi temizlerken sıcak su kullanmamaya ve yumuşak dokunuşlarla kurulamaya özen gösterin.

5. Doğru giyinmemek

Kış aylarında dışarıda bulunduğunuz zamanlarda mümkün olduğunca korunaklı giyinmeniz cildinizi soğuk havanın kurutucu etkisinden korur. Bu yüzden kışın şapka, eldiven, atkı kullanmak oldukça önemli.

6. Kuru havaya maruz kalmak

Soğuk havayla birlikte evlerde, iş yerlerinde kullanılan ısıtma sistemleri cildin kurumasına yol açabilir. Bu yüzden en çok bulunduğunuz ortamı ara sıra havalandırmayı alışkanlık edinin. Bununla birlikte kaloriferlerin üzerine su dolu bir kap koyarak ya da bir nemlendirici makineden faydalanarak cildinize dost bir ortam yaratabilirsiniz.

Laktoz İntoleransı Nedir, Nasıl Anlaşılır?

Laktoz İntoleransı Nedir, Nasıl Anlaşılır?

Doğada yüksek oranda sütte bulunan ve süt şekeri olarak bilinen laktoz, bir enerji kaynağıdır. Laktoz, vücudun kalsiyum ve fosfordan daha iyi yararlanmasını sağlayan bir bileşendir. Bu yüzden kemik ve diş oluşumunda da önemlidir.

Fakat bazı bünyelerde laktoz sindirilemez ve bu da bazı rahatsızlıklara sebep olur. Laktoz intoleransı olarak adlandırılan bu sorun, her on kişiden birinde yaygın olarak görülür.1 Hayati bir sorun olmamakla birlikte yaşam kalitesine olumsuz etki edebilir. Yaş ilerledikçe laktoz intoleransı daha sık görülür.

Neden olur?

Laktoz intoleransı, vücutta ince barsak hücrelerinin doğal olarak ürettiği laktaz enziminin yeterince olmaması durumunda meydana gelir ve bu durumda süt ve bazı süt ürünleri tüketildikten 30 dakika- 2 saat sonra bazı rahatsızlıklar hissedilir.

Laktoz intoleransının belirtileri nelerdir?

  • Bulantı
  • Karında kramp şeklinde ağrılar
  • Şişkinlik
  • Gaz
  • İshal
Tanı için kullanılan testler;

Laktoz intolerans testi

İçinde yoğun laktoz içeren bir sıvı içirilir. 2 saat sonra kandaki glukoz (şeker) miktarı ölçülür. Kandaki glukoz miktarı düşükse, bu laktozun sindirilemediği anlamına gelir. Fakat pratikte çok sık uygulanmayan bir testtir.

Hidrojen nefes testi

İçinde yoğun laktoz bulunan sıvı içirilir. Sindirilmemiş laktaz, kolondaki bakteriler tarafından hidrojen gibi bazı gazların oluşumuna neden olur ve solukla dışarı verilir. Bu testle nefeste hidrojen gazı ölçülerek laktoz intoleransı tespit edilir. Bu test teknik olarak zorlayıcı olacağından bebeklere uygulanması önerilmez.

Tedavisi

Laktoz intoleransı tanısı koyulduğunda laktoz içeren süt ve süt ürünlerinin diyetten çıkarılması önerilir. Fakat bunu yaparken günlük kalsiyum ihtiyacının karşılanması ihmal edilmemelidir. Çünkü kalsiyum, büyüme ve kemik sağlığı için gereklidir. Kalsiyum, sadece süt ve süt ürünlerinden değil yeşil sebze ve balıklardan da alınabilir.

Bazı süt ürünlerinde laktoz oranı çok düşüktür ya da yoktur. Örneğin yoğurttaki bakteriler içindeki laktozu parçaladıkları için laktoz intoleransı olanlarca tüketilebilirler.